Manisa denildiğinde akla gelen birkaç sembol vardır.
Mesir Macunu, Spil Dağı, Sultan Camii ve elbette Manisa Tarzanı...

Şehrin hangi kesiminden olursa olsun, Manisalılar Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi'yi büyük bir sevgiyle anar. Onun çevreye olan duyarlılığından, yanan Manisa'yı yeniden yeşertmek için verdiği mücadeleden ve şehre kattığı değerlerden gururla bahseder.
Ancak bazen kendimize şu soruyu sormamız gerekir:
Biz gerçekten Manisa Tarzanı'na sahip çıkıyor muyuz?
Yoksa sadece onu sevdiğimizi söylemekle mi yetiniyoruz?

31 Mayıs'ta Manisa Tarzanı'nın ölüm yıldönümü nedeniyle düzenlenen etkinliklere baktığımızda ortaya çıkan tablo maalesef düşündürücüdür. Türkiye'nin çevre konusunda öncü isimlerinden biri olarak kabul edilen, ulusal ölçekte tanınan bir şahsiyetin anma etkinliğine katılan kişi sayısı yaklaşık otuz kişi civarındadır. Bu durum aslında yalnızca bir anma töreninin zayıf kalması değildir. Bu durum, Manisa'nın kendi değerlerine ne ölçüde sahip çıktığının da bir göstergesidir.

Bugün şehirde Tarzan'ı hatırlatan kaç unsur vardır?
Biri kırılmış durumda olan iki heykel...
Sonradan yapılmış ve mimari açıdan da çok güçlü olmayan bir kulübe...
Üstelik bu kulübenin bulunduğu alanın durumu da iç açıcı değildir. Şehre gelen bir ziyaretçinin hayranlık duyacağı, fotoğraf çektireceği, zaman geçirmek isteyeceği bir atmosferden oldukça uzaktadır.
Peki bunun dışında ne vardır?
Bir müze var mı?
Hayır.
Tarzan'ın yaşamını anlatan bir ziyaret merkezi var mı?
Hayır.
Çocuklara çevre bilinci kazandıracak bir eğitim alanı var mı?
Hayır.
Ulusal ölçekte ses getiren bir festival var mı?
Hayır.
Tarzan temalı bir turizm rotası var mı?
Hayır.
O halde şu soruyu sormak gerekiyor:
Manisa Tarzanı'nı gerçekten yaşatıyor muyuz?
Yoksa sadece yılda bir kez hatırlayıp görevimizi yaptığımızı mı düşünüyoruz?

Daha da ilginç olanı ise şudur. Manisa'da hangi toplantıya katılsanız, hangi kurumun raporunu inceleseniz veya hangi yöneticiyi dinleseniz aynı cümleyle karşılaşırsınız:
"Manisa turizmden hak ettiği payı alamıyor." Bu tespit doğrudur.

Ancak çözüm ararken elimizin altındaki değerleri yeterince kullanıp kullanmadığımızı da sorgulamamız gerekir.
Çünkü Manisa aslında birçok şehrin sahip olmak isteyeceği zenginliklere sahiptir.
Aigai var.
Sardes var.
Kula Jeoparkı var.
İncil'de adı geçen yedi kiliseden üçü var.
Spil Dağı var.
Mesir Festivali var.
Bağ bozumu kültürü var.
Gastronomi var.
Doğa turizmi var.
Kırsal turizm var.
Tarih var.
Arkeoloji var.
İnanç turizmi var.
Ama bütün bunları birbirine bağlayan güçlü bir hikaye eksik. İşte tam bu noktada Manisa Tarzanı devreye giriyor. Çünkü

Tarzan yalnızca bir insan değildir.
Tarzan; çevre demektir.
Tarzan; sürdürülebilirlik demektir.
Tarzan; doğa sevgisi demektir.
Tarzan; Manisa'nın yeniden doğuş hikayesidir.
Bugün dünyanın birçok şehri bir kişi üzerinden markalaşıyor.
Bir sanatçıyla...
Bir bilim insanıyla...
Bir tarihi karakterle...
Manisa'nın elinde ise gerçek bir kahraman var. Üstelik bu kahramanın hikayesi günümüz dünyasının en önemli konusu olan çevre ve sürdürülebilirlik kavramlarıyla birebir örtüşüyor.

Peki neden Manisa Tarzanı'nı şehrin turizm markasının merkezine yerleştirmiyoruz?
Neden Tarzan Müzesi kurmuyoruz?
Neden Tarzan'ın hayatını dijital teknolojilerle anlatan modern bir ziyaret merkezi oluşturmuyoruz?
Neden her yıl uluslararası katılımlı bir çevre festivali düzenlemiyoruz?
Neden Tarzan'ın adını taşıyan yürüyüş yolları, bisiklet rotaları ve çevre parkurları oluşturmuyoruz?
Neden Aigai'yi gezen turistin Tarzan Müzesi'ni de ziyaret etmesini sağlamıyoruz?
Neden Sardes'e gelen ziyaretçiyi şehir merkezine çekemiyoruz?
Neden Kula Jeoparkı ile Tarzan hikayesini birleştirmiyoruz?
Bugün belediyelerimiz, kamu kurumlarımız, üniversitelerimiz, turizm sektörü temsilcilerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız bir araya gelerek Manisa Tarzanı'nı merkeze alan bütünleşik bir turizm stratejisi geliştirebilirler. Çünkü mesele yalnızca bir kişiyi anmak değildir.
Mesele, o kişinin temsil ettiği değerleri geleceğe taşımaktır.
Mesele, şehrin ekonomik kalkınmasına katkı sağlamaktır.
Mesele, genç kuşaklara ilham verebilmektir.
Mesele, Manisa'nın sahip olduğu değerleri Türkiye'ye ve dünyaya anlatabilmektir.

Bazen kalkınma için çok uzaklarda çözüm ararız. Oysa çözüm bazen yıllardır yanı başımızda duruyordur. Belki de Manisa'nın turizmde ihtiyaç duyduğu çıkış noktası, yıllardır dilimizden düşürmediğimiz ama yeterince sahip çıkamadığımız Manisa Tarzanı'nın hikayesinde saklıdır.