Türkiye’nin yakın tarihi, yalnızca siyasal kırılmaların, darbelerin ve seçimlerin tarihi değildir. Aynı zamanda yarım bırakılmış hayatların, susturulmuş kalemlerin ve hedef alınmış aydınların da tarihidir. 27 Haziran 1979 sabahı Manisa’da bir eczanenin içinde sıkılan kurşunlar, işte bu karanlık tarihin simge anlarından birine dönüştü. O gün öldürülen kişi yalnızca bir eczacı değildi; bir örgütçü, bir kooperatif öncüsü, bir kadın lider ve toplum sağlığı için mücadele eden genç bir aydındı: Neşe Gülersoy.
70’li Yılların Karanlık İklimi
1970’lerin sonu… Türkiye’nin sokakları ideolojik kamplaşmalarla bölünmüş, siyasi cinayetler sıradanlaşmıştı. Sağ–sol çatışmaları yalnız üniversite kampüslerinde değil, esnaf dükkanlarında, kahvehanelerde, hatta eczanelerde bile can alıyordu. 1978–1980 arasında binlerce insanın hayatını kaybettiği bu dönem, yerel ölçekte de büyük travmalar yarattı. Manisa da bu gerilimden nasibini alan şehirlerden biriydi.
Bu atmosferde peş peşe işlenen cinayetler zinciri, toplumda derin korku yarattı. 25 Haziran 1979’da dönemin MHP Manisa İl Başkanı eczacı Cemil Çöllü eczanesinde vurularak öldürüldü. Henüz iki gün geçmişti ki, bu kez hedefte başka bir eczacı vardı.
Kalemi Elindeyken Vuruldu
27 Haziran 1979 günü, Neşe Gülersoy eczanesinde beyaz önlüğüyle çalışıyordu. Meslektaşı Cemil Çöllü’nün öldürülmesini kınayan bir metni kaleme alıyor, gazeteye göndermeye hazırlanıyordu. Yani bir şiddeti kınarken, şiddetin kurbanı oldu. Eczaneye giren silahlı saldırganlar, genç eczacıyı yaylım ateşine tuttu. Henüz 29 yaşındaydı.
Bu cinayet, yalnızca bireysel bir husumetin değil, dönemin siyasal nefret ikliminin sonucu olarak hafızalara kazındı. Manisa, kısa aralıklarla üçüncü eczacı cinayetine de tanıklık edecekti: Aynı yıl içinde eczacı Mete Erdem de öldürüldü. Böylece kentte “eczacılar cinayetleri” olarak anılan kanlı bir sayfa açıldı.
Bir Kooperatif Hayali
Neşe Gülersoy’u hedef hâline getiren yalnızca siyasi kimliği değildi. O, aynı zamanda Türkiye’de eczacı örgütlenmesinin öncü isimlerinden biriydi.
1970’lerde ilaç sektöründe büyük bir kriz yaşanıyordu: İlaç yoklukları baş göstermişti.
Firmalar, fiyat düzenlemelerine tepki olarak piyasaya ürün vermiyordu.Eczaneler ilaç bulamıyor, hastalar tedaviye erişemiyordu.
Bu tablo karşısında Gülersoy ve meslektaşları, çözümü dayanışmada gördü. 3 Şubat 1979’da Manisa’da Türkiye’nin ilk ilaç üretim ve dağıtım kooperatiflerinden biri kuruldu: Manisa Eczacılar Üretim ve Tüketim Kooperatifi (MEDAK).
Kooperatifin amacı basitti ama devrimciydi:
İlacı aracı tekellerden bağımsız dağıtmak
Anadolu’daki eczanelere adil erişim sağlamak
Hastaların ilaca ulaşmasını kolaylaştırmak
Bu girişim, yalnız mesleki değil, ekonomik ve politik bir meydan okumaydı.
“Kara Kutu” Tartışması
Gazeteci-yazar Soner Yalçın, Kara Kutu: Yüzleşme Vakti adlı eserinde Manisa’da öldürülen eczacıları özel bir başlık altında ele alır. Yalçın, bu cinayetlerle ilaç tekelleri ve kooperatifleşme girişimleri arasında bağ olabileceğine dair dikkat çekici iddialar ortaya koyar. Ancak tarihsel veriler incelendiğinde, dönemin yaygın siyasi şiddet ortamı bu cinayetleri açıklamada en güçlü bağlam olarak öne çıkar. Yerel basın arşivleri, saldırıları daha çok ideolojik misilleme zinciri içinde ele alır.
Gerçek ne olursa olsun, değişmeyen hakikat şudur: Genç eczacılar, karanlık bir dönemin kurbanı olmuştur.
Cenazesi Bir Halk Yürüyüşüne Dönüştü
Neşe Gülersoy’un cenazesi, Manisa’nın gördüğü en kalabalık uğurlamalardan biri olarak anlatılır. Binlerce kişi korteje katıldı. “Neşeler ölmez” sloganları eşliğinde toprağa verildi.
Onu tanıyanlar; lider ruhundan, yardımseverliğinden, parasız hastalara ilaç vermesinden, gençlere yol açmasından söz eder. Birçok tanıklıkta ortak cümle şudur: “Eczanesi okul gibiydi.”
Yarım Kalan Bir Avrupa Hikayesi
Neşe Gülersoy’un kısa yaşamına sığdırdığı bir başka başarı da Avrupa deneyimiydi. Genç yaşta Avrupa kurumlarında staj yapma fırsatı bulmuş, mesleki vizyonunu uluslararası boyuta taşımıştı. Onun adı, bu nedenle yalnız Manisa’da değil, Avrupa’daki mesleki çevrelerde de bilinir hale gelmişti.
Hatırası Neden Hala Canlı?
Çünkü bazı insanlar öldüklerinde değil, unuttuklarında ölürler. Her yıl mezarı başında yapılan anmalar, yenilenen çeşmeler, anlatılan hatıralar, yazılan yazılar… Hepsi aynı gerçeği gösteriyor: Neşe Gülersoy, bir dönemin vicdanını temsil ediyor. Onu tanıyanların dilinde üç kelime hiç değişmiyor: Cesaret. Neşe. Mücadele.
Son Söz
27 Haziran 1979’da bir eczanenin içinde susturulan kalem, aslında daha büyük bir hikayeyi yazıyordu: İlaca erişim hakkının, mesleki dayanışmanın ve kadın öncülüğünün hikayesini…
Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki;
Bir beyaz önlük kurşunlarla yere düşmüş olabilir,
ama o önlüğün temsil ettiği değerler hala ayakta.
Işığı, adının anlamı gibi yaşamaya devam ediyor:
Neşe…