Son yıllarda Türkiye’nin birçok şehrinde olduğu gibi Manisa’da da sokak köpekleri meselesi, artık sadece bir hayvan refahı konusu olmaktan çıkmış, bir kamu düzeni ve şehir yönetimi meselesine dönüşmüştür. Bu konuya sadece duygularla değil, akıl, bilim ve sorumluluk duygusuyla yaklaşmak zorundayız. Çünkü mesele, aynı anda hem insan güvenliğini hem de hayvanların yaşam hakkını ilgilendirmektedir.

Manisa’da son dönemde belediyelerimizin bu konuda önemli adımlar attığını görmek gerekir. Yunusemre’de kurulan Hayvan Yaşam Merkezi, mevcut barınakların daha modern tesislere taşınması, mobil kısırlaştırma ve tedavi hizmetleri, ilçe belediyelerinin doğal yaşam alanları oluşturması ve sahiplendirme çalışmaları, sorunun artık görmezden gelinmediğini ve çözüm iradesinin oluştuğunu göstermektedir.

Ancak burada çok önemli bir gerçeğin altını çizmek gerekir: Sokak köpekleri meselesi sadece belediyelerin sorumluluğu değildir. Belediyeler bu sürecin teknik ve operasyonel ayağını yürütür. Barınak kurar, toplar, tedavi eder, kayıt altına alır. Ancak bu sistemin sürdürülebilir olması için toplumun diğer aktörlerinin de görevlerini yerine getirmesi gerekir.
Özellikle hayvan hakları alanında faaliyet gösteren derneklerin rolü burada hayati önemdedir. Bu derneklerin görevi sadece belediyeleri eleştirmek veya tüm yükü yerel yönetimlerin omuzlarına bırakmak değildir. Tam tersine, bu derneklerin en temel görevlerinden biri, toplumu bilinçlendirmek ve sahiplendirme kültürünü yaygınlaştırmaktır.
Bugün dünyanın gelişmiş ülkelerinde sokak köpeği sorununun çözülmesinde en önemli rolü oynayan unsurlardan biri, güçlü sivil toplumdur. Bu kuruluşlar, sadece tepki veren değil, çözüm üreten yapılardır. Topluma hayvan sahiplenmenin önemini anlatırlar, sahiplendirme kampanyaları düzenlerler, gönüllü ağları kurarlar ve hayvanların barınaklardan yuva bulmasını aktif olarak desteklerler.

Bunun yanında, sivil toplum kuruluşlarının bir diğer önemli görevi de kamu otoriteleri ile yapıcı bir ilişki kurmaktır. Belediyelerle, valiliklerle, ilgili bakanlıklarla iletişim kurarak sahiplendirmeyi teşvik edecek mekanizmaların oluşturulması için öneriler geliştirmeleri gerekir. Örneğin, barınaktan hayvan sahiplenen vatandaşlara veteriner desteği sağlanması, mama desteği verilmesi veya vergi indirimi gibi teşviklerin oluşturulması, büyük ölçüde bu kuruluşların yapacağı lobicilik faaliyetleri ile mümkün olabilir.

Sadece eleştirmek, çözüm üretmez. Sadece sorumluluğu devlete yüklemek, sorunu ortadan kaldırmaz. Gerçek çözüm, devlet, yerel yönetimler, sivil toplum ve vatandaşların birlikte hareket etmesi ile mümkündür.
Unutmamalıyız ki sokaktaki her köpek, bir zamanlar bir insanın sorumluluğundaydı. Bu sorunun kaynağı da çözümü de toplumun içindedir.

Manisa’da bugün atılan adımlar, doğru yönde atılmış adımlardır. Ancak bu sürecin başarıya ulaşması için barınakların yapılması kadar, o barınaklardaki hayvanların yeni yuvalar bulması gerekir. Bu da ancak güçlü bir sahiplendirme kültürü ile mümkündür.

Bu noktada hayvan derneklerine düşen görev büyüktür. Toplumu bilinçlendirmek, sahiplendirmeyi teşvik etmek, gönüllü ağları kurmak ve kamu otoriteleri ile iş birliği içinde çözüm üretmek, bu kuruluşların en önemli sorumlulukları arasındadır.
Bu mesele bir taraf seçme meselesi değildir. Bu mesele tüm şehrin sorumluluk alma meselesidir.
Gerçek hayvan sevgisi, sadece sokakta mama vermek, gelip geçerken sevmek değil, bir cana kalıcı bir yuva kazandırmaktır.