Yeşil dönüşüm fonu

Koç Üniversitesi mezuniyet töreninde Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu'nun yaptığı konuşmayı ilgiyle izledim. Konuşmanın merkezinde iki kavram vardı: yapay zeka ve otomasyon.

Ancak beni en çok etkileyen nokta, teknolojinin ekonomik faydalarından çok toplumsal sonuçlarına yaptığı vurgu oldu. Çünkü bugün insanlık, tarihinin belki de en büyük teknolojik dönüşümünü yaşarken, aynı zamanda yeni bir sosyal kırılmanın da eşiğine geliyor.

Sanayi devriminden bu yana her teknolojik gelişme üretim kapasitesini artırdı, maliyetleri düşürdü ve yeni iş alanları oluşturdu. Ancak yapay zekâ ile başlayan yeni dönem, geçmişteki dönüşümlerden önemli bir noktada ayrılıyor. Artık yalnızca beden gücü değil, insanın zihinsel emeği de makineler tarafından ikame edilmeye başlanıyor. Muhasebeciden avukata, mühendisten gazeteciye kadar pek çok meslek, yapay zekanın etkisini hissetmeye başladı. Bu süreçte şirketlerin verimliliği artıyor, üretim maliyetleri azalıyor ve sermayenin getirisi yükseliyor. Fakat aynı anda binlerce, hatta milyonlarca insan ekonomik sistemin dışına itilme riskiyle karşı karşıya kalıyor.

İşte Daron Acemoğlu'nun dikkat çektiği sosyolojik erozyon tam da burada başlıyor. Çünkü ekonomik büyüme ile toplumsal refah her zaman aynı yönde ilerlemiyor. Eğer teknolojinin ürettiği kazanç yalnızca sermayeye hizmet ederse, gelir dağılımındaki uçurum daha da büyüyecek, sosyal huzursuzluklar artacak ve toplumların dayanışma kültürü zayıflayacaktır.
Bu noktada aklıma farklı bir model geliyor.
Bir işletme otomasyona geçtiğinde, işçilik maliyetlerinden önemli ölçüde tasarruf sağlıyor. Üretim aynı kalıyor, hatta artıyor; ancak daha az insan çalıştırılıyor. Ortaya çıkan bu verimlilik artışının tamamının yalnızca işletmeye bırakılması yerine, belirli bir bölümünün Yeşil Dönüşüm Fonu adı altında kamuya aktarılması neden düşünülmesin?
Burada amaç teknolojiyi cezalandırmak değildir. Tam tersine, teknolojinin ürettiği refahın toplumun tamamına yayılmasını sağlamaktır. Çünkü otomasyon sayesinde oluşan kazanç, yalnızca şirket bilançolarını büyütmekle kalmamalı; toplumun geleceğine de yatırım yapmalıdır.

Peki bu fon nerelerde kullanılabilir?
Bence cevabı yine insanlığın en büyük ortak sorununda yatıyor: İklim krizi.
Dünyanın karbon ayak izini azaltacak projeler, ormanların korunması ve genişletilmesi, erozyonla mücadele, dere yataklarının rehabilitasyonu, denizlerin temizlenmesi, atık yönetimi, yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği projeleri, şehirlerin yeşil dönüşümü ve biyolojik çeşitliliğin korunması gibi sayısız çalışma bugün yeterli finansman bulamadığı için istenilen hızda ilerleyemiyor. Oysa bu alanların tamamı aynı zamanda milyonlarca yeni istihdam oluşturabilecek potansiyele sahip.

Böylece yapay zekanın ve otomasyonun işsiz bıraktığı insanlar, dünyanın geleceğini koruyan yeni mesleklerde üretmeye devam edebilir. Teknoloji insanı sistemin dışına itmek yerine, onu farklı alanlarda yeniden üretimin bir parçası hâline getirebilir.

Üstelik bu yalnızca ekonomik bir çözüm değildir. Aynı zamanda ahlaki ve toplumsal bir tercihtir. Çünkü geleceğin dünyasında başarı, sadece daha fazla üretmekle değil, üretilen refahı adil paylaşabilmekle ölçülecektir.
Belki de önümüzdeki yıllarda tartışmamız gereken konu "Robotlar insanların işini alacak mı?" sorusu değildir. Asıl soru şudur: Yapay zekanın ve otomasyonun ürettiği büyük ekonomik değer, insanlığın ortak geleceğine nasıl hizmet edecek?
Benim cevabım nettir.
Bunun yolu, teknolojiyi durdurmaya çalışmak değil; teknolojinin sağladığı verimliliği toplumun yararına yönlendirecek yeni bir sosyal sözleşme oluşturmaktır. İşte Yeşil Dönüşüm Fonu, bu yeni sözleşmenin en önemli araçlarından biri olabilir.
Belki bugün bu fikir hayal gibi görünüyor. Ancak unutmayalım ki dün hayal olan pek çok düşünce, bugün hayatımızın vazgeçilmez gerçeği hâline geldi. Yapay zekâ çağında insanı merkeze alan yeni ekonomik modeller geliştirebilirsek, teknolojinin kazananı yalnızca sermaye değil, bütün insanlık olacaktır.