Zaman işgal zamanıydı. İngilizler Çanakkale’yi geçememişlerdi ama ellerini kollarını sallayarak İstanbul’u törenle işgal etmişlerdi. Üstelik ordunun silahlarına el konmuştu. Uçaklarına da...
Vecihi Bey ve arkadaşları; İstanbul Maltepe Tayyare İstasyonu’nda bulunan uçakların uçamayacak durumda olduklarını gizlice bakım ve onarımlarını yaparak kaçırmanın peşindeydi. Mustafa Kemal’in yanına Anadolu’ya geçerken, uçak parçaları ve malzeme götürerek hava savaşları ile destek sağlamayı planladılar. Ancak uçaklar, uygun pist bulunmaması, ağır yükleri ve gece uçuşu imkansızlığı nedeniyle havalanamadı.
Vecihi ve arkadaşları, Selimiye Kışlası’ndan terhis edilen ordunun yaşlı, sakat ve hasta askerlerinin arasına gizlenerek Harem’den bir istimbotla Mudanya’ya geçtiler. Oradan Bursa-Eskişehir üzerinden Konya’ya ulaşarak Milli Mücadele kuvvetlerine katıldılar ve ilk hava birliğini oluşturdular.
Vecihi Bey gelir gelmez Yunan birliklerinin dağılımını rapor etmek için keşif uçuşlarına başladı. Kula, Alaşehir ve Simav üzerinde uçuyor, daha sonra Uşak, Afyon ve Bursa civarında keşif görevleri yapıyordu. Kurtuluş Savaşı’nın her cephesini karış karış izliyor, hazırladığı raporları gerektiğinde cephe komutanlığına bizzat teslim ediyordu.
Zaman zaman düşman uçaklarıyla çatışmalara da girdi. Ancak asıl görev onu Alaşehir semalarında bekliyordu.
"İstiklal Savaşı’nda ilk kez Alaşehir semalarında tek motoru çalışmayan keşif uçağı ile uçuşu esnasında Yunanlıların uçağı kendi uçakları zannetmesinden faydalanan Astsubay Vecihi Hürkuş, yanında bulunan el bombalarını Yunanlıların üzerine atarak ilk hava harekatını başlatmış ve kazanılmasında büyük rol oynamıştır."
İLK UÇUŞ, İLK ZAFER
Tarihler 15 Ağustos 1920’yi gösterirken, İstiklal Savaşı’nın ilk hava harekâtlarından biri gerçekleştirildi. 23. Tümen Komutanı İzzettin (Çalışlar), Kula ve Alaşehir civarının havadan keşfini istedi. Pilot Astsubay Vecihi, sabah saat 08.00’de havalandı.
Motoru arızalı, kanatları yıpranmış olan tayyaresi güven vermiyordu. Ancak Vecihi görevini tamamlamakta kararlıydı. Keşif sırasında Alaşehir Tren Garı çevresinde bulunan Yunan birliklerini fark etti ve yüksekliğini yaklaşık 600 metreye kadar indirdi. Yunan askerleri, Türklerin çalışır durumda bir uçağa sahip olabileceğini düşünmediklerinden bu uçağı kendi uçakları sandılar.
Vecihi Hürkuş bu fırsatı değerlendirdi. Yanında bulunan bombaları düşman birliklerinin üzerine bıraktı. Ardından uçağını yaklaşık 50 metreye kadar indirerek makineli tüfeğiyle ateş açtı. Yunan birlikleri büyük bir şaşkınlık ve panik yaşadı. Böylece Alaşehir semalarında gerçekleştirilen bu saldırı, Türk havacılık tarihinin ilk hava zaferlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Yunanlılar, Türk pilotun bu kadar eski ve arızalı bir tayyareyle nasıl uçabildiğine anlam veremedi. Alaşehir Hava Saldırısı, Kurtuluş Savaşı yıllarında Türk havacılığının moral ve mücadele gücünü gösteren önemli bir dönüm noktası oldu.
Daha sonra Alaşehir’de bulunduğu dönemde Jandarma Komutanı Ratıp Bey’in kızı Hadiye Hanım ile evlenen Vecihi Hürkuş’un İzmir’de Gönül, İstanbul’da ise Sevim isimli iki kızı dünyaya geldi.
VECİHİ HÜRKUŞ'UN HATIRATINDAN
Vecihi Hürkuş, Alaşehir zaferini yıllar sonra hatıratlarında şöyle aktarmıştır:
15 Ağustos 1920 Pazar
"Bugün için 23. Fırka Kumandanımız İzzettin Bey (Orgeneral İzzettin), Kula ve Alaşehir civarının keşfini emretmişti. Eğer arkadaşlarımın tayyarelerinde küçük arızalar olmasaydı, bu vazifeyi üç tayyareli küçük filomuzla müştereken yapacaktık. Fakat bir aksilik bu ilk uçuş şerefini bana nasip etmişti.
Saat 08.00, güzel bir yaz sabahı, elimde haritam, çizdiğim rotalar üzerindeydim. Tayyareme ve iki makineli tüfeğime büyük inancım vardı. Ağır iki bombama yakışan bir hedef aramakla meşgul olarak uçuyordum. Yarım saat sonra vardığım güzel Kula, derin bir ıssızlık içindeydi. Birkaç turla burayı taradıktan sonra, güney üzerinden batıya döndüm, önümde büyük Alaşehir ovası açılmıştı.
Yurdumun bu güzel parçası düşman işgali altında idi. Köylere yerleşmiş dağınık bir halde bulunan küçük kuvvetleri mütemadiyen not etmekle meşguldüm. Gözlerime bazı karargâhlar tesadüf ediyorsa da, ben daha kesif bir hedef arıyordum.
Alaşehir civarı bir hayli kalabalıktı. Fakat dağınık bir halde küçük küçük çadırlı ordugâhlardı. Halktan hemen hiç kimse görünmüyordu. Esasen düşman içinde, mevcudun büyük bir kısmı yuvalarını terk ederek dağlara çıkmışlar, ihtiyarlarla kadınlar ve çocuklar, işgal mıntıkasından uzak köy ve kasabalara hicret etmişlerdi. Kalanlar şüphesiz pek ve pek zavallı kimselerdi. Bunlar da herhangi bir harekete maruz kalmamak için damlarından dışarı çıkmıyorlardı. Bu sebeple Alaşehir sessiz ve kimsesiz kalmıştı. Daha uzaktan tetkikimle meşgul olduğum Alaşehir'in umumi durumunu tespit ettikten sonra, istasyon mevkiine döndüm. İstasyon çok kalabalıktı.
Herhangi bir yanlışlığa meydan vermemek için, bu kalabalığı daha iyi görmek üzere, yüksekliği 600 metreye kadar indirdim. O zaman her şeyi çok iyi görüyordum. Bu kalabalık düşman kuvveti idi. İstasyona yeni bir tren gelmiş, bir tabur kadar olan kuvveti yeni indirmişti. Türklerin henüz tayyareleri bulunduğundan haberleri olmayan düşman askerleri, belki kendi tayyareleri sandıklarından vaziyetlerinde en küçük bir değişiklik bile olmamıştı.
Bu güzel vaziyeti kaçırmadan birinci bombamı bıraktım.
Kısa bir zaman sonra bu kasafet içinden yükselen bir infilak dumanı, bana tam bir isabet zevki vermişti. Bu şart altında ikinci bombayı da aynı isabetle hedefe yollamıştım. Bu ani baskın mahiyetindeki hücum düşmanı çılgın bir şaşkınlığa düşürmüştü.
Ben de bu şaşkınlıktan istifade edip hemen tayyaremi virile vererek, ani bir sukut rolüyle yüksekliği elli metreye kadar düşürmüş ve hedeflerimi teşhis edecek bir halde, hakim bir görüşle makineli tüfeklerimi boşaltmaya başlamıştım. Düşman cüretinin cezasını çekiyordu. Bu hücumlarımla ben onlara o kadar yakındım ki, heyecan ve korku içinde kaçmaya yeltenenlerin birbirlerine çarptıklarını, isabet alanların yuvarlandıklarını ve tek bir düşman neferinin bile tüfeğini kullanmaya muktedir olamadığını görüyordum. Bu suretle elime geçen bu ilk fırsatı, istediğim gibi yurdumun ve milletimin intikamı hesabına yakıcı bir kudretle kullandıktan sonra zafer neşesiyle üssüme döndüm.
İndiğim zaman etrafımı saran arkadaşlarım, ilk vazifenin intibarı büyük bir sabırsızlıkla sormuşlardı. Ben de onlara yakaladığım fırsatı ve hücumlarımın şekillerini anlatmıştım. Bu arada karargâhımıza kadar gelmek zahmetine katlanan muhterem kumandanımıza da raporumu hazırlamadan evvel, gördüklerimi ve yaptıklarımı arz etmiştim.
İstiklal Savaşı havacılığı, mukaddes vazifesi bu güzel ve şerefli başarı ile başlamıştı. Bunu takip eden müteselsil vazifeler, adeta arkadaşlar arasında kapışılır gibi zevkle yapılıyordu."
Alaşehir semalarında Türk havacılık tarihine geçen bu cesur harekâtı gerçekleştiren Vecihi Hürkuş, yalnızca Kurtuluş Savaşı'nın kahraman pilotlarından biri değil, aynı zamanda Türk sivil havacılığının kurucularından biri olarak da tarihe geçmiştir.
VECİHİ HÜRKUŞ KİMDİR?
Vecihi Hürkuş, 6 Ocak 1896 tarihinde İstanbul’da doğdu. Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda pilot olarak görev yaptı. Gösterdiği üstün başarılar nedeniyle İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.
Kurtuluş Savaşı sırasında Alaşehir semalarında gerçekleştirdiği hava harekâtıyla Türk havacılık tarihinin ilk hava zaferlerinden birine imza atan Hürkuş, savaş sonrasında Türkiye’nin ilk yerli uçağını üretmiş, ilk sivil havacılık okulunu kurmuş ve ömrünü Türk havacılığının gelişimine adamıştır. Bu nedenle "Türk Sivil Havacılığının Babası" olarak anılmaktadır.
Vecihi Hürkuş, 16 Temmuz 1969 tarihinde Ankara’da hayatını kaybetmiş, İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir.
SİNEMADA VECİHİ
Vecihi Hürkuş’un adı, Türk halkının hafızasında yalnızca havacılık alanındaki başarılarıyla değil, sinema aracılığıyla da yaşamaya devam etmektedir. Yeşilçam’ın unutulmaz filmlerinden "Gülen Gözler"de yer alan vefakâr ve saf aşık karakteri Vecihi’nin adının, Türkiye’nin ilk uçak tasarımcısı ve üreticisi, İstiklal Madalyası sahibi kahraman pilot Vecihi Hürkuş’tan ilham aldığı yönünde yaygın bir kabul bulunmaktadır.
Filmdeki karakter doğrudan Vecihi Hürkuş’u temsil etmese de, ismi Türk havacılığının öncüsü olan bu önemli şahsiyeti yeni kuşaklara hatırlatmaya devam etmektedir.