Dün Şanlıurfa Siverek’te, bugün Kahramanmaraş’ta…
Okullar… yani çocuklarımızı hayata hazırladığımız en güvenli olması gereken yerler, artık silahların gölgesine giriyor.
Bu sadece bir “asayiş” meselesi değildir.
Bu, toplum olarak verdiğimiz yönün bir sonucudur. Bugün bir çocuk eline silah alıp okula giriyorsa, o silahı sadece cebine değil, zihnine de çok önceden koymuştur.
Peki biz o zihni neyle doldurduk?
Televizyon ekranlarında şiddeti kahramanlaştırdık. Dizilerde suç işleyenleri, güçlü, korkulan ve saygı duyulan figürler haline getirdik. Emek veren değil, kestirme yoldan kazananı alkışladık. Gençlerimize “iyi insan ol” demedik aslında… “Güçlü ol, nasıl olursan ol” dedik.
Sanatçı diye önümüze koyduklarımızın çoğu artık sanatla değil, magazinle anılıyor. Bir çocuğun rol modeli artık bir bilim insanı değil, bir gecede zengin olan bir fenomen.
Peki aileler?
Geçim derdi büyüdükçe, evler küçülmedi ama içindeki bağlar küçüldü. Anne-baba çalışırken çocuk büyümedi, çocuk yalnızlaştı. Ve yalnız çocuk, aidiyet arar. Ailede bulamazsa sokakta bulur. Sokakta bulamazsa çetede bulur.
Bugün konuşmamız gereken şey şu:
Bu çocuklar neden şiddeti çözüm olarak görüyor? Çünkü biz onlara sabrı öğretmedik. Çünkü biz onlara emeğin değerini hissettirmedik. Çünkü biz onlara doğru rol modeller sunamadık. Ve en acısı… Biz onların iç dünyasını hiç dinlemedik. Şimdi yapılması gereken çok nettir: Şiddeti normalleştiren içeriklere ciddi sınırlamalar getirilmelidir. Okullarda sadece akademik değil, vatandaşlık eğitimi verilmelidir. Ailelere, çocuk yetiştirme konusunda gerçek destek sağlanmalıdır.
Ve en önemlisi…
Bu ülke, çocuklarına yeniden “haysiyetli yaşamın değerini” anlatmalıdır. Çünkü mesele sadece bir okulda yaşanan olay değildir. Mesele, toplum olarak hangi yöne gittiğimizdir. Ve eğer yönümüzü değiştirmezsek, yarın bu haberler sadece bir şehirden değil, her şehirden gelecek.