Milli Mücadele'nin gizli kahramanlarından Alaşehirli telgrafçı Sami Bey

Anadolu telgrafhaneleri, 19 Mayıs 1919’dan sonra birdenbire hareketlendi. Maniplelerin hat–nokta–hat tıkırtıları bazen gecenin karanlığını yarıyor, bazen gündüzleri köhne masaların üzerindeki kağıtlara çözülmüş şifreler olarak gözyaşlarıyla düşüyordu.

Önceleri sadrazamlık makamı, nazırlıklar, valiler ve üst düzey komutanlar arasındaki sıradan yazışmalar; yerini çığlık çığlığa haykırışlara, yalvarışlara ve isyan dolu telgraflara bıraktı. İşte o günlerde, 15 Mayıs 1919’da Alaşehir Telgrafhanesi’nin hatları İzmir’den gelen acı bir haberle titremeye başladı. Alaşehir telgraf memuru Sami, alıcısından çıkan seslerle irkildi. Onu dünyaya bağlayan o sade, basit makineden uzun zamandır iyi haberler akmıyordu. Nice olumsuz haberi hep bu aletin kısa–uzun tıkırtılarından öğrenmişti. Bu kez gelen sinyaller, aylardır korkuyla beklenen felaketi haber veriyordu. İzmir Posta Müdürü Ferit’in çaresizliği adeta telgraf tellerinden süzülerek telgrafhaneye ulaşıyordu.

Sonraları Anıtkabir Derneği’nin hazırladığı Millî Mücadele’de Türk Telgrafçıları belgeseline de konu olan o telgraf, Alaşehir’e adeta bomba gibi düştü:

“İzmir Yunanlılar tarafından işgal olunuyor. Katliam bütün şiddetiyle devam etmektedir. Kan gövdeyi götürüyor. Hamiyeti olan, Allah’ını, vatanını, dinini seven vatan ordusuna imdat etsin… Bu telgrafı ele geçiren muhabere memuru arkadaşlarımızdan Allah aşkına rica ediyoruz; açık olan hatlarla memleketin her yerine bu haberi ulaştırsınlar…”

Bu çağrı, bir milletin feryadıydı.

Haberi alan Alaşehirli telgraf memuru Sami, büyük bir hüzne boğuldu. Ancak vakit kaybetmeden telgrafı tüm bölgeye yayarak ilk meşaleyi maniple ucundan tutuşturdu. O maniple, kurtuluşa kadar bir daha susmayacaktı.

Mesajı kağıda dökerken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Babasından dinlediği Girit ve Selanik işgallerinin acıları zihninde canlandı. Ailesinin, komşularının aynı kaderi yaşayacağı korkusu yüreğini sıkıştırıyordu.

Bir an babasının anlattığı bir Yunan türküsünün zalim nakaratı kulaklarında yankılandı:

“Hiçbir Türk kalmayacak,
Ne Mora’da ne dünyada!”

Sami, idadiyi bitirdikten sonra İzmir ve Bursa telgrafhanelerinde çalışmış, Cihan Harbi’nin son yıllarında memleketi Alaşehir’e dönmüştü. Tarihe meraklıydı; Namık Kemal’in Osmanlı tarihi üzerine yazdıklarını elinden düşürmezdi. İşgal, onun için yalnızca bir toprak kaybı değil; onurun kaybıydı. Dedesi Girit’ten göç etmişti. Şimdi kendisi nereye gidecekti?

Alaşehir’de bu telgrafın doğrudan bir muhatabı yoktu. Sami, durumu hemen şehrin ileri gelenlerinden Şahyarlı Mustafa Bey’e iletti. Gençleri örgütleyen Mustafa Bey ile birlikte harekete geçtiler. Sami, telgrafları yazıyor; gazetelere ve resmi kurumlara gönderiyordu. Telgrafhanede tek memur olduğu için gönderimleri güvendiği akrabası Sarı İbrahim aracılığıyla yapıyordu. Böylece Sami, yalnızca Alaşehir’in değil, Anadolu’nun sesi oldu.

İstanbul Hükümeti’nin Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkında gönderdiği yakalama ve idam emirlerini görmezden geliyor; işgal bölgeleriyle sürekli bilgi alışverişi yapıyordu. Eğer iyi bir haber gelirse bizzat kendisi koşarak kaymakamlığa ve belediyeye ulaştırırdı. Onu gören halk, umutlanırdı. Ama gün boyu görünmez, telgrafları Sarı İbrahim gönderirse, herkes kötü bir şey olduğunu anlardı. Sami, işgal altındaki bölgeler ile henüz işgal edilmemiş yerler arasında bir köprüydü.
Alaşehir’de yaşayan Rumlar, halkın Sami sayesinde önlem aldığını fark edince onu öldürmeye teşebbüs ettiler. Ancak eski bir asker olan Sami, zekası ve tedbiri sayesinde bu tuzaktan kurtuldu. Alaşehir’in kurtuluş sürecine dair pek çok bilgi, onun çektiği telgraflar sayesinde günümüze ulaşmıştır.

Sami, Alaşehir’e gelen Albay Bekir Sami Bey’in Mustafa Kemal ile haberleşmesini sağlamış; ayrıca Alaşehir’in işgal haberini tüm yurda duyurmuştur. Alaşehir Kongresi’nin toplanmasında çektiği telgraflar hayati rol oynamıştır. O günlerde gündüz telgrafhanede çalışan Sami, akşamları da kongre binasında hizmete koşuyordu. Bir gün telgrafhaneye çok önemli bir mesaj ulaştı. Erzurum’dan gelen bu telgrafın sahibi, tarihin akışını değiştirecek bir liderdi:

“Alaşehir’deki içtima bütün vilayet-i şarkiye halkı üzerinde pek samimi tesir uyandırmaktadır…”

Mustafa Kemal

Sami, bu telgrafı tüm Alaşehir halkıyla paylaşarak moralleri yükseltti, kurtuluşa olan inancı pekiştirdi. Ne yazık ki bugün Sami’nin bir fotoğrafı yoktur. Ölüm tarihi ve mezarı da bilinmemektedir. Bazı iddialara göre Büyük Alaşehir Yangını sırasında hayatını kaybetmiştir. Bilinen tek gerçek; onun Alaşehir telgraf memuru olduğu ve bugün bulvar olarak anılan cadde üzerinde yaşadığıdır. Sami de diğer kahraman telgrafçılar gibi İngiliz ve Yunan sansür heyetlerinin yasaklarını dinlememiş, gizli faaliyetlerini kurtuluşa kadar sürdürmüştür. O, görünmeyen ama tarihi değiştiren kahramanlardan biridir. Kurtuluş Savaşı’nın Alaşehir Cephesi’nin isimsiz kahramanı Telgrafçı Sami Bey’i ve tüm kahraman Türk telgrafçılarını saygıyla anıyoruz.