Manisa’da Eski Ramazanlar

Manisa’da Ramazan bir başka olurdu, der büyüklerimiz. Hakikaten de öyleymiş…
Şimdi dönüp bakınca insanın içi burkuluyor. İmkân arttı, sofralar çoğaldı ama o eski günlerin tadı, o mahalle aralarındaki sıcaklık sanki Spil’in rüzgarına karışıp gitmiş.

Akşamüstü oldu mu, daha güneş Spil Dağı’nın arkasına yaslanmadan mahallede bir telaş başlardı. Davulcunun tokmağı uzaktan “dan dan” diye duyulurdu. Çocuklar peşine takılır, anneler son pideyi fırından aldırmak için koştururdu. Bir evde keşkek mi kaynadı, kokusu sokağı sarardı; “Komşu, bir tas da size ayırdık” denirdi. Kapılar ardına kadar açıktı o zamanlar.

Bir de Ramazan topu vardı… Şimdi çoğu yerde sembolik kaldı ama eskiden o topun sesi Manisa’nın üstünde yankılanırdı. Özellikle Manisa Kalesi taraflarından yükselen o gür ses, mahalleliye “Tamam, vakit geldi!” dedirtirdi. Çocuklar top sesini bekler, “Duydun mu?” diye birbirine sorardı. O patlama sesi yalnızca bir işaret değil, bir heyecandı. Sofranın başında herkes kulak kesilir, top patladığı an bir hareket, bir sevinç olurdu evlerde.

Akşam sofraları yaklaşınca yollar ister istemez Sultan Camii’nin, Muradiye Camii’nin çevresine düşerdi; çünkü oralar buluşma yeriydi. Avlularda tanıdık yüzler, selamlaşmalar… Sofralar öyle çeşit çeşit değildi ama bereket vardı. Kara çay ince belli bardakta duman duman… Sohbet gece yarılarına kadar sürerdi.

Gece serinliğinde gençler Manolya Meydanı’nda dolanır, dondurmacının önünde kuyruk olurdu. Kimi Ulupark’a geçer, çınarların altında muhabbet ederdi. İşte o gecelerde perde kurulur, ışık yanar, gölge oyunları başlardı. Karagöz ile Hacivat atışmaya başladı mı çocuklar kahkahaya boğulurdu. “Yar bana bir eğlence!” diye ses yükselir, büyükler bile gülmekten kendini alamazdı. Sadece gölge oyunu değil, orta oyunu da olurdu. Kavuklu, Pişekar tiplemeleriyle sahneye çıkar; mahallelinin halini, esnafın derdini, gündelik hayatı tatlı tatlı hicvederdi. Oyun bittiğinde herkes yüzünde tebessümle evine dönerdi. Büyükler kahvede oturur, ama bu ayın kendine has bir ağırlığı olurdu; herkes ölçüsünü bilirdi. Sahura doğru yine davul sesi yükselirdi. O ses yalnızca uykudan değil, bir mahalle ruhundan uyandırırdı insanı.

Şimdi bakıyoruz… Her şey var. Sofralar daha zengin, ışıklar daha parlak. Ama komşuluk zayıf. Apartmanda yan kapıda kim oturur bilen az. Top sesi yerine telefon bildirimleri var artık. Heyecan azalmış gibi.

Eskiden yokluk vardı belki ama gönül genişti. Şehzadeler diyarı Manisa’da bu ay demek; mahallede bir araya gelmek, büyüklerin kapısını çalmak, küçükleri sevindirmek demekti. Şimdi gençler başka telaşta. Akşamları çarşı kalabalık ama sohbet daha az.

Yine de umutsuz değilim. Manisa’nın geleneği bir yerlerde duruyor. Belki biraz silik, biraz yorgun… Ama hala orada.

Velhasıl hemşehrim, mesele eskide kalmak değil. Ramazan topunun o gür sesini yeniden yüreğimizde duymak. Spil’in gölgesinde, mahalle arasında, ince belli bardaktaki çayın buharında saklı olan o samimiyeti yeniden bulmak… İşte asıl mesele bu.