Ben bugün yine Gediz Nehri kıyısına gittim.
Çocukluğumun geçtiği Kocakumlar mevkiine…
Bir zamanlar orada dedemle bağımız vardı.
Kuyu yoktu.
Sondaj yoktu.
Dedem nehrin kıyısında küçük bir çukur kazardı.
Bir süre sonra o çukur, toprağın içinden sızan Gediz suyu ile dolardı.
Biz o suyu kana kana içerdik.
Sonra oltalarımızı alır balık tutardık.
Yaz sıcağında kendimizi nehre bırakır, kıyısında yüzer, akşam olunca bağın içine uzanıp rüzgarı dinlerdik.
Bugün aynı yere yeniden gittim.
Ama sanki o eski yer değildi.
Su hala akıyordu…
Fakat sesi yorgundu.
Kıyılar sessizdi.
Toprak bile eskisi gibi kokmuyordu.
Bir süre nehre bakıp sustum.
Sonra içimde bir ses yükseldi.
Sanki Gediz bana bakıp konuşmaya başladı:
“Hatırlıyor musun?” dedi.
“Deden sana nasıl bir nehir bırakmıştı?”
Başımı eğdim.
Gediz devam etti:
“Ben sizin çocukluğunuzdum.
Serinliğinizdim.
Bereketinizdim.
Deden benim kıyımda bir çukur açardı.
Toprağın altından süzülen suyumu korkmadan içerdiniz.
Çünkü ben temizdim.
Çünkü bana ihanet edilmemişti.
Çocuklar kıyımda çıplak ayak koşardı.
Balıklar sudan sıçrardı.
Sazlıklar rüzgarla konuşurdu.
Şimdi sen kendi torununa ne anlatacaksın?”
O an boğazım düğümlendi.
Cevap veremedim.
Gediz konuşmaya devam etti:
“Ben hala aynı nehirim aslında.
Dağlardan yine aynı saflıkla doğuyorum.
Ama ovanıza vardığımda yoruluyorum.
Beni taşıyan toprak delik deşik edildi.
Daha çok su, daha çok enerji, daha çok üretim uğruna…
Derin kuyular açtınız.
Sonra daha derinlerini…
Yeraltının binlerce yıllık sessizliğini bozdunuz.
Bir gün yatağımda akarken ayaklarımın altı yanmaya başladı.
‘Bu nedir?’ diye sordum rüzgara.
Rüzgar utandı.
‘İnsanlar enerji arıyor Gediz’ dedi.
‘Toprağın altındaki ateşi çıkarıyorlar.
Ama sana geri dönen artık eski su değil…’
İşte o gün içimde bir şey kırıldı.
Çünkü kokum değişmeye başladı.
Balıklarım sustu.
Toprağım yoruldu.
Ama bunlar yetmedi…
Kentler büyüdü.
Fabrikalar çoğaldı.
Bazıları geceleri karanlığa güvenip yüklerini bana bıraktı.
Kimyasal ilaçlar, gübreler, kirli sular…
Hepsi ağır ağır içime aktı.
Oysa ben sizin düşmanınız değildim.
Ben sizin hayatınızdım.”
Rüzgar hafifçe esti.
Sanki nehir derin bir nefes aldı.
Sonra bana en ağır cümlesini söyledi:
“Deden sana temiz bir Gediz bırakmıştı.
Peki siz, çocuklarınıza ve torunlarınıza nasıl bir Gediz bırakıyorsunuz?”
O an kıyıda uzun süre sessiz kaldım.
Çünkü bazen insan, en ağır soruların cevabını içinde taşır ama söyleyemez.
Gediz son kez konuştu:
“Ben hala buradayım.
Hala bu ovaya can vermeye çalışıyorum.
Ama beni yaşatacak olan artık yalnızca yağmur değil…
Sizin kaybettiğiniz vicdanınız.
Eğer o vicdan yeniden uyanırsa, ben de yeniden berrak akarım.
Bir gün çocuklar yine kıyımda balık tutar.
Bir dede, torununa korkmadan avuç avuç su içirir.
Ve insanlar yeniden şöyle der:
‘Gediz varsa hayat vardır…’”