Avrupa'nın uyarısı, Türkiye'nin sınavı

Eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi'nin hazırladığı "Avrupa Rekabet Gücünün Geleceği" raporu yayınlandığında Avrupa’da ciddi bir şok yarattı. İlk bakışta Avrupa Birliği'nin sorunlarını anlatıyor gibi görünse de satır aralarına dikkatle bakıldığında, bu raporun Türkiye için de son derece önemli uyarılar içerdiği görülmektedir.

Bazen komşumuzun evindeki yangını seyretmek yerine, rüzgarın yönüne bakmak gerekir. Çünkü aynı rüzgar, biraz sonra bizim çatımıza da ulaşabilir.

Bugün dünya yeni bir ekonomik devrimin eşiğinde bulunuyor. Yapay zeka, robotik sistemler, biyoteknoloji, yarı iletkenler, temiz enerji, dijital üretim ve savunma teknolojileri artık ülkelerin zenginliğini belirleyen temel alanlar haline geliyor. Draghi'nin raporu tam da bunu söylüyor: "Artık ucuz iş gücü değil, bilgi üreten toplumlar kazanacak."

İşte tam bu noktada Türkiye'nin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor: Biz bu yeni dünyanın neresindeyiz?

Uzun yıllardır büyümemizin önemli bir kısmını inşaat, tüketim ve düşük teknolojili üretim üzerine kurduk. Elbette bunların ekonomiye katkısı vardır. Ancak bugün küresel rekabet artık çok farklı bir zeminde yaşanıyor. Dünyanın en değerli şirketleri çelik üretmiyor; veri üretiyor. Petrol satmıyor; algoritma geliştiriyor. Fabrika kurmuyor; yapay zeka eğitiyor.

Biz ise hala üniversitelerimizin dünya sıralamalarını, patent sayılarımızı, yüksek teknoloji ihracatımızı ve nitelikli insan kaynağımızın yurt dışına göçünü yeterince tartışmıyoruz.

Belki de önümüzdeki on yılın en büyük tehlikesi budur.

İkinci büyük risk ise enerji alanındadır.

Avrupa bugün yüksek enerji maliyetleriyle mücadele ediyor. Biz de ithal enerjiye bağımlı bir ülke olarak aynı sorunu yaşıyoruz. Ancak enerji meselesini yalnızca elektrik faturası olarak görmeye devam edersek büyük bir hata yaparız.

Enerji artık bir maliyet kalemi değil, rekabet gücünün belirleyicisidir.

Yeşil hidrojen, enerji depolama, akıllı şebekeler, güneş paneli üretimi, batarya teknolojileri ve karbon yönetimi geleceğin sanayisini belirleyecek. Eğer bu alanlarda teknoloji geliştiren ülkeler arasında yer alamazsak, yalnızca enerjiyi değil geleceğimizi de ithal etmek zorunda kalacağız.

Üçüncü büyük tehlike ise belki de en sessiz olanıdır.

Dünya artık güvenliği yalnızca askeri güç olarak tanımlamıyor. Çip üretimi güvenliktir. Veri merkezleri güvenliktir. Yapay zeka güvenliktir. Siber güvenlik güvenliktir. Kritik madenlere erişim güvenliktir.

Bugün ülkeler sadece sınırlarını değil, tedarik zincirlerini de koruyor. Teknolojiyi sadece satın almak artık yeterli görülmüyor; onu geliştirebilmek stratejik bir zorunluluk hâline geliyor.

Türkiye de bu yarışın dışında kalamaz.

Beni en çok düşündüren konu ise eğitimdir.

Yapay zekanın milyonlarca mesleği dönüştüreceği konuşuluyor. Bu dönüşümden korkmak yerine ona hazırlanmak zorundayız. Bugün ilkokula başlayan çocuklarımızın önemli bir kısmı, henüz adı bile konmamış mesleklerde çalışacak. Buna rağmen eğitim sistemimizi hala ezbere dayalı sınavlar üzerinden tartışıyorsak, geleceği bugünün ölçüleriyle okumaya devam ediyoruz demektir.

Belki de artık okul binalarını değil, öğrenme kültürünü yeniden inşa etmenin zamanı gelmiştir.

Türkiye'nin önünde aslında büyük fırsatlar da bulunuyor.

Genç nüfusumuz var. Güçlü bir sanayi altyapımız var. Girişimci bir özel sektörümüz var. Coğrafi avantajlarımız var. Avrupa'nın en büyük üretim üslerinden biri olabilecek kapasiteye sahibiz.

Fakat bunların hiçbiri tek başına yeterli değildir.

Asıl mesele, ülke olarak ortak bir gelecek vizyonu oluşturabilmektir.

Siyaset değişebilir. Hükümetler değişebilir. Ekonomik programlar değişebilir.

Ama yapay zeka devrimi kimseyi beklemeyecek.

Bugün Avrupa kendi geleceğini yeniden tasarlamaya çalışıyor. Bizim ise Avrupa'nın yaşadığı sorunlardan ders çıkararak kendi rekabet stratejimizi oluşturma zorunluluğumuz var.

Aksi halde gelecekte karşılaşacağımız en büyük tehlike ekonomik kriz olmayacaktır.

Asıl tehlike, dünyanın geleceği tasarlanırken Türkiye'nin yalnızca seyirci koltuğunda oturması olacaktır.

Ve unutmayalım...

Geleceği tahmin edenler değil, ona bugünden hazırlananlar kazanacaktır.